04 Ekim 2026Kıbrıs Cep Haber
SON DAKİKA:
02 Ekim 2026

Erhürman: Tüm çocukların hakları gündemimde ve hepsiyle ilgili de çalışıyorum…

Cumhurbaşkanı Erhürman: En gürültülü konuşanın, empatiye niyeti olmayanın, ağzına geleni aklın ve yüreğin süzgecinden geçirmeden söyleyenin hakimiyet kurmasına sessiz kalamayız

‘Tüm çocukların hakları gündemimde ve hepsiyle ilgili de çalışıyorum…’

‘Tüm sorunlarla ilgilenmek zorundayız ve ilgileniyoruz. Ama çocukların ve gençlerin hayatlarında geri döndürülemez sonuçlar doğuran hak ihlallerine öncelik veriyorum…’

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Maronit ve Karpaz’daki Rum okulunda eğitim gören çocuklar dahil tüm çocukların haklarının gündeminde olduğunu belirterek, çocukların hayatlarında geri döndürülemez sonuçlar doğuran hak ihlallerine öncelik verdiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, yaptığı yazılı açıklamada tüm çocukların haklarının gündeminde olduğunun altını çizdi ve ‘Maronit çocukların hakları, Karpaz’daki Rum okulundaki çocukların hakları, ana-baba Kıbrıs kökenli, biri Kıbrıs kökenli (karma evlilik), ana-baba Türkiye kökenli veya başka uyruklu tüm çocukların hakları… Hepsi gündemimde ve hepsiyle ilgili de çalışıyorum. Sorunlar küçük küçük de olsa çözülsün diye uğraşıyorum. Kamuoyunda tartışma malzemesi yapmamaya dikkat ederek’ diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erhürman’ın açıklaması şu şekilde:

“Maronit çocukların hakları, Karpaz’daki Rum okulundaki çocukların hakları, ana-baba Kıbrıs kökenli, biri Kıbrıs kökenli (karma evlilik), ana-baba Türkiye kökenli veya başka uyruklu tüm çocukların hakları…

Hepsi gündemimde ve hepsiyle ilgili de çalışıyorum. Sorunlar küçük küçük de olsa çözülsün diye uğraşıyorum. Kamuoyunda tartışma malzemesi yapmamaya dikkat ederek.

Başka mağduriyetler, başka yaş gruplarının mağduriyetleri de gündemimde elbette. Hepsine insan hakları perspektifiyle bakmak için özen gösteriyorum elimden geldiği kadarıyla.

Birçok dernek, kulüp geliyor Cumhurbaşkanlığı’na. Tek tek bireyler, anneler, babalar, çocuklar da…

Nezaket ziyareti gibi görünenler dahil, hepsi sorunların da paylaşıldığı görüşmeler.

Vize alamadığı için okula kabul hakkını, bursunu kaybedenler; ana-babalarının doğum yerleri dolayısıyla arkadaşlarından çok daha fazla ödeme yapmaları gerektiği için yurt dışında öğrenim görme olanağını yitirenler; vize alamadığı için kulübüyle veya halk dansları ekibiyle yurt dışı faaliyetlere katılamayanlar; ekiplerindeki diğer arkadaşları gidemeyecek diye yurt dışına gitmekten vazgeçenler; yarışmalara katılmakta güçlük çeken sporcular ve daha neler neler…

Bu sıkıntıları yaşayan kulüpler, ekipler, takımlar, federasyonlar, ana-babalar, neneler, dedeler…

‘Yaşamayan bilmez’ derler. Empati öğrenilen bir şey. Yaşamasan da empati yapabilirsin aslında. Hatta konu çocuklar olunca bu daha kolay olmalı!

Karma evliliklerden doğan çocukların insan hakları konusunda konuştuğum/yazdığım zaman bazen pişman oluyorum sonunda. Asla çoğunluk olmasa da, öyle şeyler yazıyor ki kimileri, umarım bu çocuklardan herhangi biri bu yazılanları okumaz diye dilemekten alıkoyamıyorum kendimi!

Bir ‘hak’tan bahsediyoruz. Ana-babası Kıbrıs kökenli çocukların ana-babaları arasında da sizin istediğiniz türde bir çözümü istemeyenler, eski Kıbrıs Rum mallarını kullananlar, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ demeyenler var. Onların çocuklarının hakları bu konudaki tutumlarına mı bağlı ki diğerlerinin hakları da böyle şeylere bağlansın?! Küçücük çocukların, gençlerin hakları böyle şeylere bağlanabilir mi?

Efendim ben ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ dahi demezken bu talebi nasıl dillendirebilirim? Ne dediğimi de, ne demediğimi de, neyi neden deyip demediğimi de biliyorum ve daha önce defalarca açıkladım. Kaldı ki Kıbrıslı Rum lider

‘KKTC’ demezken bana Karpaz’daki Rum okulunda okuyan çocukların sorunlarını aktardığında ona ‘KKTC’ demeyi mi şart koşmalıyım? Hiç şart koşmadım, koşmam da. Çocuklardan söz ediyoruz!

Ayrıca söylemeliyim ki, Sn. Guterres bu konuyu 7 maddelik güven yaratıcı önlemler gündemi arasına alırken bana, önce “Kıbrıs Cumhuriyeti” demeyi şart koşmadı!

Efendim başka sorunlar da var. Bunlar halledildi mi ki bu konu gündeme gelsin? Sorunları yarıştırmıyorum. Tüm sorunlarla ilgilenmek zorundayız ve ilgileniyoruz. Ama çocukların ve gençlerin her gün yaşadıkları ve hayatlarında geri döndürülemez sonuçlar doğuran hak ihlallerine, evet öncelik veriyorum. Çünkü ihlalin kalkmadığı her gün bir ya da birkaç çocuğun hayatında daha, annesinin, babasının doğum yeri dolayısıyla geri döndürülemez sonuçlar doğuyor. Vizesi bütün çabalarımıza karşın 1 Eylül günü gelen ve 1 Eylül günü okulunda olamadığı için hem kayıt hakkını, hem burs hakkını kaybeden bir çocuktan söz ediyorum mesela! Duyabiliyor, onun, annesinin, babasının neler hissetmiş olabileceğini tahayyül edebiliyor musunuz?

‘Mahalleler’den söz ediliyor son zamanlarda. ‘Yankı odaları’ndan. Üzerinde düşünmeye gerçekten değer. Şunu söylemeliyim ki, anasının-babasının doğum yerinden dolayı sıra arkadaşının sahip olduğu haktan mahrum kalan bir çocuğun derdi benim yüreğimi dağlamıştır her zaman. Şu anda bulunduğum görev itibarıyla bu daha da acıtıcı. Ve söz ettiğim durumları düşünüp de yüreği dağlanmayan birilerinden oluşan bir ‘mahalle’ varsa buralarda (ki sanmıyorum) ben hiçbir zaman öyle bir mahalleye mensup olmadım, asla olmayacağım.

Uzun konuşmalar dinlenmiyor, uzun yazılar okunmuyor! Biliyorum. Derdini daha az satırla anlatmak bir marifet. Bunu da biliyorum. Ama birilerinin söyledikleri ya da yazdıkları üzerine konuşacak, eleştiri yapacaksam, uzun da olsa onların ne dediklerini dinlemem, ne yazdıklarını okumam gerektiğini de biliyorum!

Son konu: Bir Cumhurbaşkanı sosyal medyada bu kadar çok paylaşım yapar mı? Yanıt herkese göre değişir ve herkesin düşüncesine saygı duyarım. Benim kararım şu: Muhakemeye, analitik, eleştirel düşünmeye, kabul etmeyecek olsak da anlamak için çaba göstermeye, empatiye ve daha çok iletişim kurmaya ihtiyacımız var. En gürültülü konuşanın, empatiye niyeti olmayanın, ağzına geleni aklın ve yüreğin süzgecinden geçirmeden söyleyenin hakimiyet kurmasına sessiz kalamayız.

Ben fırsat ve vakit buldukça bu alanı kullanacağım ve bir Cumhurbaşkanı olarak değil, yurttaş olarak, karınca kararınca sözümü söyleyeceğim. Bence herkes söylemeli ama tabii ki takdir herkesin kendine ait!”

02 Ekim 2026

3. Lefkoşa Kültür, Tarih Bellek Günleri başladı

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) iş birliğinde, ARKHE organizasyonunda Tuncer Bağışkan anısına düzenlenen 3. Lefkoşa Kültür, Tarih Bellek Günleri bugün başladı.

LTB’den yapılan açıklamaya göre, kültürel miras, arşiv, gündelik hayat, sözlü tarih ve toplumsal bellek başlıklarının ele alındığı etkinliğin ilk günü, UKÜ Çevik Uraz Konferans Salonu’nda yer alıyor. Gün boyu devam edecek etkinlik yarın sona edecek.

Etkinliğin açılışında; ARKHE Direktörü Halil Duranay, UKÜ Rektörü Prof. Dr. Erbuğ Çelebi ve LTB Başkanı Mehmet Harmancı konuşma yaptı. Açılışa, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın yanı sıra öğrenciler, akademisyenler ve yurttaşlar katıldı.

 Harmancı: “Kentleri şehir yapan, geçmişten günümüze taşınan hikayelerdir”

LTB Başkanı Mehmet Harmancı konuşmasında, etkinliğin Tuncer Bağışkan’ın anısına gerçekleştirilmesinin önemine dikkat çekerek, Bağışkan’ın Kıbrıs’ın tarihi ve kültürel mirasına ilişkin çalışmalarının gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini söyledi.

Bağışkan’ın yıllar boyunca ortaya koyduğu çalışmalarla Kıbrıs’ın kültürel mirasının araştırılması konusunda önemli bir yol açtığını belirten Harmancı, bugün yapay zeka çağında geçmişe ait bilgi ve belleğin nasıl korunacağı ve gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağının da önemli bir soru olduğunu ifade etti.

Harmancı, yapay zekanın hızla gelişen ve sınırları henüz tam olarak öngörülemeyen bir alan olduğuna işaret ederek, kültürel miras ve kent belleğinin bu yeni dönemde nasıl ele alınacağının önem taşıdığını kaydetti.

LTB ile UKÜ arasındaki iş birliğine de değinen Harmancı, akademi ile yerel yönetimlerin yalnızca göstermelik çalışmalar için değil, kentlerin geleceğine yönelik ortak bir metodoloji oluşturmak amacıyla bir araya gelmesi gerektiğini söyledi.

UKÜ’nün akademik gücünden yararlanarak şehirleri daha yaşanabilir hale getirmek, dijitalleşme sürecini daha erken yakalamak ve kent adına artı değer üretmek istediklerini belirten Harmancı, Lefkoşa’nın kent belleğinin bu çalışmaların önemli bir parçası olduğunu ifade etti.

Harmancı, kent belleğinin yalnızca binalardan oluşmadığını, kentte yaşananların, insanların hikayelerinin ve geçmişten günümüze aktarılan deneyimlerin de belleğin önemli unsurları olduğunu vurguladı.

“Kent hafızaları kadar güçlüdür” anlayışına dikkat çeken Harmancı, çok katmanlı bir tarihe sahip olan Lefkoşa’nın hala anlatılmayı bekleyen çok sayıda hikayesi bulunduğunu ve bu belleğin korunarak geleceğe taşınması gerektiğini söyledi.

3. Lefkoşa Kültür, Tarih Bellek Günleri kapsamında değerli fikir ve çalışmaların ortaya çıkacağına inandığını belirten Harmancı, bu düşüncelerin geleceğe ışık tutması için LTB olarak üzerlerine düşeni yapacaklarını kaydetti.

Harmancı, iş birliğinin oluşmasına katkı koyan UKÜ Rektörü Prof. Dr. Erbuğ Çelebi’ye, akademisyenlere ve etkinliğe ilgi gösteren öğrencilere teşekkür etti. Harmancı ayrıca Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a da etkinliğe gösterdiği bireysel ilgi ve kültürel bellek çalışmalarına vereceği katkı nedeniyle teşekkürlerini sundu.

 Sunumlar gerçekleştiriliyor

Açılış konuşmalarının ardından sunumlara geçildi.

Sabancı Üniversitesi’nden Selim Balcısoy, “Kültürel Miras ve Sayısal Sosyal Bilimler’den İki Örnek: Girit Vakıfları ve Osmanlı Bankası Arşivi” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

Küratör ve sergi tasarımcısı Sevim Sancaktar ise “Bir Arşivi Kurma Edimi” başlıklı sunumuyla programda yer aldı.

Saat 12.30’da verilecek öğle arasının ardından program, saat 14.00’te Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nden Dilan Çiftçi ile Yaşar Üniversitesi’nden Pelin Aytemiz Karslı’nın birlikte gerçekleştireceği “Kentten Haneye, Sözden Nesneye: Gündelik Hayatta Belleğin İzleri” başlıklı sunumla devam edecek. Oturum Türkçe olacak.

Saat 15.30’da başlayacak oturumda ise Kıbrıs Müzik Arşivi Direktörü Nicoletta Demetriou, “Cypriot Fiddler: The Oral History of a Professional Class in the Twentieth Century” başlıklı sunumunu gerçekleştirecek.

Aynı oturumda Kıbrıs Enstitüsü’nden Mehmet Can Soyluoğlu, “A Monastery Hidden in the Archives: Sourp Magar Monastery and Its Presence from Medieval Archives Towards Modern Archives” başlıklı sunumuyla yer alacak. Soyluoğlu’nun sunumu İngilizce gerçekleştirilecek.

 İkinci gün ARKHE Lefkoşa’da

Lefkoşa Kültür, Tarih Bellek Günleri’nin ikinci günü ise yarın ARKHE Lefkoşa’da (Arabahmet Kültür Evi) gerçekleştirilecek atölye çalışmasıyla tamamlanacak.

Saat 10.30’da başlayacak atölyede İlkyaz Portakalcıoğlu, “Hatırladığın Gibi Değil: Fotoğraf ve Hafıza Üzerine Bir Oyun Atölyesi” başlıklı çalışmayı gerçekleştirecek.

02 Ekim 2026

“Ebedi Birlik” Gençler Kamu Birliği, Genç MÜSİAD Azerbaycan’ı ziyaret etti

 “Ebedi Birlik” Gençler Kamu Birliği, Genç MÜSİAD Azerbaycan’ı ziyaret etti.

Birlikten verilen bilgiye göre, görüşmeye, “Ebedi Birlik” Gençler Kamu Birliği Başkanı Şahin Aliyev, Genç MÜSİAD Azerbaycan Başkanı Akif Başoğlu ve her iki kuruluşun yönetim kurulu üyeleri katıldı.

Görüşmede, iki kuruluş arasında gelecekte yapılabilecek ortak projeler, iş birliği imkanları ve gençlik alanında yürütülebilecek çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.

Görüşmede, Şahin Aliyev, eski Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre’nin siyasi yaşamı, Kıbrıs Türk halkına yönelik çalışmaları ve mücadelesi hakkında kaleme aldığı, “Kıbrıs’tan Dünyaya Haykıran Ses: Zorlu Töre” adlı kitabını Genç MÜSİAD Azerbaycan Başkanı Akif Başoğlu’na takdim etti.

Akif Başoğlu ise, Azerbaycan’ın milli sembollerinden biri olan Harıbülbül motifli özel ipek kravatı Şahin Aliyev’e hediye olarak verdi.

02 Ekim 2026

TÜRK-SEN, Kıb-Tek’teki iş kazası nedeniyle yönetimin sorgulanması çağrısı yaptı

Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu (TÜRK-SEN), Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (Kıb-Tek) çalışanı Arif Özkıraç’ın yaralandığı iş kazasına ilişkin kurum yönetimi ile genel müdürün sorgulanması çağrısında bulundu.

TÜRK-SEN  Başkanı Arslan Bıçaklı, yazılı açıklamasında, dün Lefkoşa’da bir trafoda meydana gelen patlama olayında iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığını, sorumlusunun Kıb-Tek yönetimi olduğunu savundu.

Bıçaklı, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (EL-SEN) ve TÜRK-SEN’in yıllardır Kıb-Tek yönetiminden gerekli önlemleri ivedilikle almasını, araç gereç ve koruyucu giysilerin sağlamasını istediğini, bu taleplerin karşılanmadığını ileri sürdü.

Konuyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na yazılı olarak şikayet ettiklerini ve Kıb-Tek’in denetlenmesini talep ettiklerini de belirten Bıçaklı, yine bir adım atılmamasının ardından böyle bir kazanın yaşandığını söyledi.

Bıçaklı, yoğun bakıma kaldırılan Özkıraç’a acil şifa diledi; ailesi ve arkadaşlarına geçmiş olsun dileklerini iletti.

02 Ekim 2026

Güney Kıbrıs’taki Gilan (Ceylan) Köyü Camii’nde koruma çalışmaları tamamlandı

Kültürel Miras Teknik Komitesi çerçevesinde, Avrupa Birliği’nin mali desteği ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) teknik katkısıyla Limasol kazasının en eski camilerinden biri olan Gilan (Ceylan) Köyü Camii’nde yürütülen koruma çalışmaları tamamlandı. Bu vesileyle bugün, (2 Ekim 2026 tarihinde) camiye bir ziyaret gerçekleştirilerek bir etkinlik düzenlendi.

Kültürel Miras Teknik Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre, Limasol kazasının en eski camilerinden biri olan Gilan (Ceylan) Köyü Camii, girişindeki kitabeye göre ilk kez 1057/1647’de inşa edilmiş, 1824’te Kıbrıs muhassılı Küçük Mehmet tarafından aynı temeller üzerinde yeniden yaptırılmıştır. Çevredeki Müslüman köylerin önemli ibadet merkezlerinden biri olan cami, 19. yüzyılın sonlarında ciddi şekilde harap olmuş ve 1910–1911 yıllarında kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı, sade bir mimariye sahip yapının girişinde alçak yuvarlak kemerli, kesme taş çerçeveli bir kapı ve üzerinde mermer kitabe bulunmaktadır.

Kültürel Miras Teknik Komitesi, adanın paylaşılan kültürel mirasını oluşturan eserlerin korunmasına yönelik çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışmaların siyasallaştırılmadan, kültürel mirasın korunması temelinde devam etmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü korumaya çalışılan eserler yalnızca adanın değil, aynı zamanda insanlığın ortak kültürel mirasının bir parçasıdır.

Yapılan açıklamaya göre,, her bir eserin yeniden ayağa kaldırılmasının, geçmişi gelecek kuşaklara aktarmanın yanı sıra, insanlar arasındaki güven ortamının güçlenmesine ve karşılıklı anlayışın gelişmesine katkıda bulunması hedeflenmektedir.

02 Ekim 2026

Çeler, iş güvenliğine ilişkin ihmal iddialarının soruşturulması çağrısında bulundu

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Zeki Çeler, iş güvenliğine ilişkin ihmal iddialarının tüm boyutlarıyla soruşturulması çağrısında bulundu.

Çeler, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (Kıb-Tek) çalışanı Arif Özkıraç ve Şirinevler’de Pramod Bista’nın iş kazasında ağır yaralanması ardından yaptığı açıklamada, her iki olayın etkin ve şeffaf biçimde soruşturulmasını istedi.

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (El-Sen) Başkanı Ahmet Tuğcu’nun koruyucu ekipman eksikliği, güvenlik ekipmanı ihalesinin iptali, risk raporlarının imzalanmaması ve denetim taleplerinin karşılıksız kalmasına ilişkin açıklamalarına işaret eden Çeler, hükümetin söz konusu iddialara belgelerle yanıt vermesi gerektiğini söyledi.

“Kıb-Tek’te bir çalışan ağır yaralanırken gerekli koruyucu ekipmanın sağlanıp sağlanmadığının tartışılmasının ağır bir yönetim sorunu olduğunu” savunan Çeler, Kıb-Tek yönetimi ile hükümeti eleştirdi.

Hükümetin siyasi sorumluğu bulunduğunu da belirten Çeler, bir kurumun yönetiminde söz sahibi olmanın o kurumun çalışanlarının güvenliğinin sorumluluğunu taşımak anlamına geldiğini kaydetti.

Çeler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki çalışmalarını da hatırlatarak, söz konusu dönemde Çalışma Dairesi’nin 14 yeni müfettişle güçlendirildiğini, denetim kapasitesini artırmak için kadroya ve eğitime yatırım yapıldığını anımsattı.

Devletin, elindeki denetim ve yaptırım yetkisini emekçinin hayatını korumak için kullanmasının önemine işaret eden Çeler, bunun için siyasi kararlılık gerektiğini aktardı.

Çeler, Kıb-Tek’teki güvenlik eksikliklerinin acilen belirlenmesi, giderilmesi ve denetim sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması çağrısında da bulunarak, “İhmali saptanan herkes hakkında gereken işlem yapılmalıdır. Hükümet de kendi yönetim ve denetim sorumluluğunun hesabını vermelidir.” İfadesini kullandı.

Her iki emekçiye de acil şifalar dileyen Çeler, ailelerine ve çalışma arkadaşlarına geçmiş olsun dileklerini iletti.

02 Ekim 2026

Kıbrıslı Türk ve Rum öğretmen sendikalarından ara bölgede ortak açıklama…

Kıbrıslı Türk ve Rum öğretmen sendikaları, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nün 60. yılı dolayısıyla ara bölgede ortak basın açıklaması yaptı.

Dayanışma Evi’nde (Home for Cooperation) yer alan ve “Mesleğimizi koruyoruz, Statümüzü Güçlendiriyoruz, Geleceğimizi Şekillendiriyoruz” ana temasıyla hazırlanan basın açıklamasının Türkçesini KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, Rumcasını ise  POED Genel Sekreteri Haris Haralambus okudu.

Ortak açıklamada, 1966 tarihli ILO/UNESCO Öğretmen Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararına atıfta bulunularak, mesleki gelişim adil ücret, çalışma koşulları mesleki özerklik ve öğretmenlerin eğitim politikalarının belirlenmesine katılımı konusundaki standartların hala yerine getirilemediği kaydedildi.

Kamusal eğitime sürekli yatırım, yeterli öğretmen ve kaynak, adil ücret, güvenceli istihdam, mesleki özerklik, akademik özgürlüğe saygı, öğretmen sendikalarıyla etkili sosyal diyalog ve toplu pazarlık taleplerinin dile getirildiği ortak açıklamada, öğretmenlerin çoğunluğunu oluşturan kadınların şiddet, taciz ve yönetici konumlarına gelememe gibi sorunlarla karşılaşmaya devam ettiğine dikkat çekildi.

Açıklamada, Adada daha iyi bir gelecek kurulması adına, okullarda barış kültürü, demokrasi ve sosyal adaletin öğretilmeye devam edeceği de yinelendi.

Ortak açıklamaya; Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN), Güney Kıbrıs’tan ise POED, OELMEK ve OLTEK imza koydu.

02 Ekim 2026

Filo Jet davasında Sucuoğlu’nun açıklaması gündemde: Polis iddiayı yalanladı

Girne açıklarında 30 Ağustos’ta meydana gelen Filo Jet gemi faciasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu bulunan 9 zanlı, bugün yeniden Girne Kaza Mahkemesi’ne çıkarıldı. Zanlılar hakkında 7 gün daha tutukluluk emri verildi.

9 zanlının aleyhinde “tedbirsizlik ve ihmalkârlık sonucu ölüme sebebiyet verme” suçlaması bulunuyor.

Mahkemede soruşturmaya ilişkin yeni detaylar da aktarıldı.

Duruşmada, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Faiz Sucuoğlu’nun daha önce kamuoyuna yaptığı, Filo Jet’in facia öncesinde küçük bir kaza geçirdiği ancak bu kazanın bildirilmediği yönündeki açıklaması da gündeme geldi.

Polis, yürütülen soruşturma kapsamında geminin daha önce kaza yaptığına ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmadığını belirterek, Sucuoğlu’nun açıklamasını yalanladı.

Sucuoğlu, daha önce Kıbrıs Postası TV’de yaptığı açıklamada, “Bize gelen bilgi bu, tabii ki poliste çok daha detay var. Bir küçük kaza geçirdi ve bu bildirilmedi” ifadelerini kullanmıştı.

Mahkeme, 9 zanlının 7 gün daha tutuklu kalmasına emir verdi.

02 Ekim 2026

Üstel: Kıbrıs Türk halkı tehditlerle, silahlanmayla ve tarihi çarpıtan söylemlerle haklarından vazgeçirilemez

Başbakan Ünal Üstel, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın 1 Ekim törenlerinde yaptıkları açıklamalara tepki göstererek, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve devletinden kaynaklanan haklarının tartışma konusu olmadığını vurguladı. Üstel, “Bir taraftan yeniden birleşmeden söz ederken diğer taraftan silahlanmayı hızlandırmak, yabancı askeri unsurları adaya taşımak ve Kıbrıs Türk halkını hedef alan tehditkar bir dil kullanmak barış ve uzlaşı söylemleriyle bağdaşmamaktadır” dedi.

Başbakan Ünal Üstel’in açıklaması şöyle:

“Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in 1 Ekim dolayısıyla yaptığı açıklamalar ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın aynı gün verdiği mesajlar, Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs meselesine hangi zihniyetle yaklaşmaya devam ettiğini bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur.

Hristodulidis’in Kıbrıs Türk halkını yok sayarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunu EOKA’nın 1955-1959 dönemindeki mücadelesinin sonucu gibi göstermesi, tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yalnızca Rumların devleti olarak kurulmamıştır. Kıbrıs Türk halkı bu Cumhuriyetin kurucu ortağıdır. Cumhuriyet, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi ortaklığı temelinde ve Türkiye, Yunanistan ile Birleşik Krallık’ın garantörlüğünde kurulmuştur.

Kıbrıs Türk halkını 1960 ortaklık devletinden silah zoruyla dışlayanların, bugün o devletin kuruluşunu tek yanlı biçimde sahiplenerek Kıbrıs Türk halkına tarih dersi vermeye kalkması kabul edilemez.

Daha da düşündürücü olan, Hristodulidis’in EOKA’yı bir ‘ulusal kurtuluş mücadelesi’ olarak yüceltirken, Kıbrıs Türk halkının 1963-1974 yılları arasında yaşadıklarını tamamen görmezden gelmesidir.

Kıbrıs’ta 1974’e nasıl gelindiğini de dünya bilmektedir.

15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası ve EOKA-B tarafından gerçekleştirilen darbe ile adanın Yunanistan’a bağlanmasının, yani ENOSİS’in yolu açılmak istenmiştir. Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te gerçekleştirdiği müdahale, 1960 Garanti Antlaşması’nın yarattığı koşullar içerisinde ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin ortadan kalktığı bir ortamda gerçekleşmiştir.

Bu tarihi gerçekler yok sayılarak Türkiye’ye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik ‘işgalci’ ve ‘istilacı’ ifadelerinin kullanılmasını reddediyoruz.

“BARIŞTAN SÖZ EDİP SİLAHLANMAK BÜYÜK BİR ÇELİŞKİDİR”

Rum liderliğinin bir taraftan ‘barış’, ‘çözüm’ ve ‘yeniden birleşme’ söylemlerini tekrarlarken, diğer taraftan silahlanma programlarını genişletmesi ve caydırıcılık kapasitesini artırmayı öncelikli devlet politikası olarak açıklaması dikkatle değerlendirilmelidir.

Gerçekleştirilen askeri törende Yunan savaş uçaklarının, Yunan askeri birliklerinin ve başka ülkelerden askeri unsurların yer alması; Rum tarafının hava ve deniz altyapısını askeri açıdan güçlendirdiğini ve yeni silah sistemlerine yatırım yaptığını açıkça ilan etmesi Kıbrıs Türk halkı tarafından elbette görmezden gelinmeyecektir.

Hristodulidis’in bütün bunları Türkiye’yi ve Kıbrıs Türk halkını hedef alan ‘işgal’ söylemiyle birlikte sunması, adada ihtiyaç duyulan güven ortamının oluşmasına hizmet etmemektedir.

“DENDIAS’IN MESAJLARINI DA DİKKATLE NOT EDİYORUZ”

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın, Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin geliştirdiği yeni kabiliyetlere atıfta bulunarak Rum tarafının yanında olacaklarını açıklamasını ve Yunanistan’ın askeri varlığını özellikle öne çıkarmasını da dikkatle not ediyoruz.

Kıbrıs Türk halkı tehditlerden korkacak bir halk değildir.

Hiç kimse Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlayan Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin ve fiili garantisinin ve Türk askerinin adadaki varlığının bizim açımızdan neden vazgeçilmez olduğunu sorgulamasın. Dün yapılan açıklamalar, bu güvencelerin önemini bir kez daha göstermektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Anavatan Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur. Bizim talebimiz çatışma değil, işbirliğidir. Gerginlik değil, istikrardır. Ancak barış istemek, kendi egemenliğimizden ve güvenliğimizden vazgeçmek anlamına gelmez.

“KIBRIS’TA İKİ DEVLET, İKİ HALK VE İKİ DEMOKRASİ VARDIR”

Hristodulidis’in sözünü ettiği ‘yeniden birleşme’ hedefinin Kıbrıs Türk halkını Rum çoğunluğun yönettiği üniter bir yapının içine çekmeye yönelik bir anlayışa dönüşmesine izin vermeyeceğiz.

Kıbrıs’ta bugün iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet vardır.

Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü kabul edilmeden, yarım asrı aşkın süredir sonuç vermeyen yöntemlerle bir anlaşmaya ulaşılması mümkün değildir.

Bizim vizyonumuz açıktır.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edildiği, iki devletin yan yana, güvenlik içerisinde ve işbirliği yaparak yaşadığı bir gelecek istiyoruz.

“KIBRIS TÜRK HALKININ DEVLETİNDEN GERİ DÖNÜŞ YOKTUR”

Rum liderliğine çağrımız açıktır; Silahlanmayı barış söylemiyle örtmeye çalışmak yerine Kıbrıs Türk halkının egemen haklarını kabul edin.

Türkiye’yi tehdit olarak göstermek yerine, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgesel işbirliğinin sağlayacağı imkanları görün.

Kıbrıs Türk halkını yok sayan ve 1960’ların şartlarına geri götürmeye çalışan anlayışlardan vazgeçin.

Kıbrıs Türk halkının geleceği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.

Devletimizden, egemenliğimizden, güvenliğimizden ve Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmeyeceğiz.

Kıbrıs Türk halkı tehditlerle, silahlanmayla veya tarihi gerçekleri çarpıtan söylemlerle haklarından vazgeçirilemez.

Adada kalıcı istikrarın yolu geçmişin başarısız modellerinde ısrar etmekten değil, mevcut gerçekleri kabul etmekten geçmektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır, var olmaya ve Anavatan Türkiye ile birlikte geleceğe güvenle yürümeye devam edecektir.”

02 Ekim 2026

Filo Jet zanlıları 7 gün daha tutuklu kalacak

Girne açıklarında meydana gelen gemi faciasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan gemi kaptanı, kaptan yardımcısı ve 6 mürettebat ile Filo Denizcilik direktörü yeniden mahkemeye çıkarıldı. Mahkeme, zanlıların 7 gün daha tutuklu kalmasına emir verdi.

Mahkemede soruşturmayla ilgili yeni detaylar aktarılırken, geminin kara kutusu olarak bilinen VDR cihazının 25 Eylül’de tespit edildiği, 30 Eylül’de ise Türkiye’ye teslim edildiği belirtildi. Türkiye’de uzmanlar eşliğinde cihazdaki bilgilerin USB belleğe aktarılarak Polis Genel Müdürlüğü’ne teslim edildiği ifade edildi.

Polis, soruşturma kapsamında Makina Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan mühendis raporunun da kendilerine ulaştığını aktardı. Raporda, gemide daha önce yapılan tamiratın “yüzeysel, yetersiz ve kabul edilemez” nitelikte olduğunun belirtildiği kaydedildi.

Polis, gemide bulunan su geçirmez kapıların sefer öncesinde açık olduğunun tespit edildiğini ve bu kapıların mutlaka kapalı olması gerektiğini söyledi. Kapıların kapalı olması halinde geminin daha az su almasının sağlanabileceği, bunun da yolcuların kurtarılması için daha fazla zaman kazandırmış olabileceği ifade edildi.

Su geçirmez kapıların kapalı tutulmasından başta kaptan, baş makinist ve ikinci makinistin sorumlu olduğunu belirten polis, geminin daha önce aldığı hasar ve yapılan tamiratla ilgili ikinci kaptanın birinci kaptana yönelik uyarılarının da soruşturma kapsamında değerlendirildiğini aktardı.

MÜHENDİS RAPORUNDA TAMİRAT VURGUSU

Polisin mahkemede aktardığı mühendis raporuna göre, gemideki tamiratın üstünkörü yapılmış olması kazayla doğrudan ilişkili olabilecek bir unsur olarak değerlendirildi.

Raporda, gemide bulunan çatlakların ve geminin kazaya uğramasına neden olabilecek büyüklükteki sorunun, daha önce yapılan yetersiz tamiratla bağlantılı olabileceğine ilişkin değerlendirmeler bulunduğu aktarıldı.

Polis ayrıca, gemideki olası su girişine karşı koruma sağlayabilecek su geçirmez kapıların açık olmasının da geminin su almasını önleyemediğini ve bunun facianın sonuçlarını ağırlaştırmış olabileceğini ifade etti.

SAVUNMA: HASARLI OLDUĞU SÖYLENEN BÖLÜM BODOSLAMA DEĞİL, ÇITA

Savunma avukatı ise gemideki hasara ilişkin polis tarafından aktarılan bilgilerin henüz kesinleşmediğini savundu.

Savunma avukatı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Faiz Sucuoğlu’nun daha önce kullandığı “kaza saklandı” ifadesinin de mevcut aşamada doğrulanmış bir bilgi olmadığını belirterek, polis tarafından gemideki hasarın “kaza” olduğuna ilişkin kesin bir bilgi bulunmadığının teyit edildiğini söyledi.

Polisin, ifadeler doğrultusunda geminin sol ön bodoslama bölümünde hasar bulunduğunu söylediğini aktaran savunma avukatı, söz konusu bölümün önündeki çıtanın tamirat gerektirdiğini ancak bodoslama bölümünün hasarlı olmadığını ileri sürdü.

Savunma avukatı, hasarlı olduğu belirtilen çıta bölümünden geminin “yüzde 5 dahi su alamayacağını” savunarak, gemide hasarlı olan kısmın polisin ifade ettiği gibi bodoslama bölümü değil, geminin batmasına yol açmayacak bir çıta olduğunu iddia etti.

Açık bırakılan su geçirmez kapıların da kompartımanlar arasında geçiş yaparak geminin batmasına yetecek miktarda su almasına neden olamayacağını savunan avukat, hasarlı çıtanın mürettebat tarafından dahi tamir edilebilecek nitelikte olduğunu ileri sürdü.

Avukat, geminin kopan bölümünün de gemiyi batıracak miktarda su girişine neden olamayacağını savunarak, Türkiye’den gelecek raporların alınmasının ardından soruşturmanın daha sağlıklı yürütülebileceğini ifade etti.

“SU GİRSE ALARMLAR DUYULURDU” SAVUNMASI

Savunma avukatı, gemiye su girmesi veya kapaklardan gemiyi batıracak seviyede su alınması halinde alarmların devreye gireceğini ve bu alarmların kara kutu kayıtlarından duyulabileceğini savundu.

Polis ise su girdikten sonra “makine ve sistem tamamen devre dışı kaldı” ifadelerini kullandı.

KIYI EMNİYETİ TARTIŞMASI

Duruşmada kurtarma çalışmaları da gündeme geldi.

Savunma avukatı, Kıyı Emniyeti’nin herhangi bir kurtarma çalışması yapmadığını savunarak, Sahil Güvenlik kadar Kıyı Emniyeti’nin de sorumluluğu bulunduğunu ileri sürdü.

Kıyı Emniyeti gemisinde termal görüntüleme sistemiyle denizde batan kişilerin tespit edilebilmesi için gerekli imkanların bulunmadığını, ayrıca can yeleği, halat ve can salı gibi ekipmanların da olmadığını iddia eden avukat, batan geminin içerisine Sahil Güvenlik’ten kimsenin girmediğini söyledi.

Helikopterden uzatılan halatla ise yalnızca bir kişinin kurtarıldığını belirten savunma avukatı, polisin bu ifadeleri “iddia” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Savunma avukatı, ihmal ve tedbirsizlik sonucu ölüme neden olmakla suçlanan zanlıların yanı sıra, zamanında kurtarma ekiplerinin ulaşmamasının da can kayıplarında önemli bir faktör olduğunu ileri sürdü.

KARA KUTU KAYITLARI İNCELENİYOR

Savunma avukatı, soruşturmanın 33 gündür sürdüğünü belirterek, Türkiye’deki yetkililerle daha erken iletişime geçilerek gerekli bilgi ve belgelerin temin edilebileceğini savundu.

İkinci kaptanın avukatı da söz alarak, kara kutunun dinlenmesi halinde ikinci kaptanın yaptığı uyarıların kayıtlarda duyulacağını ifade etti. Polis ise VDR kayıtlarının henüz incelenmediğini belirtti.

Polis, VDR cihazının iki aya kadar kayıt tutabilme özelliğine sahip olduğunu ve kayıtların incelenmesinin uzun zaman alabileceğini mahkemeye aktardı.

VDR kayıtlarında gemi personelinin yanı sıra personelin temas ettiği kişilerle yapılan iletişimlerin de ortaya çıkabileceği belirtildi. Ses kayıtlarının incelenmesine ise dün itibarıyla başlandığı ifade edildi.

Polis ayrıca, bilirkişiler tarafından hazırlanacak kaza raporunun ne zaman tamamlanacağının henüz belli olmadığını belirtti. Savunma tarafı ise bilirkişi raporunun hazırlanmasının uzun sürebileceğini kaydetti.

Mahkeme, soruşturmanın devam ettiğini dikkate alarak gemi kaptanı, kaptan yardımcısı, 6 mürettebat ve Filo Denizcilik direktörünün 7 gün daha tutuklu kalmasına emir verdi.